Sosyal medya anlık hatta saniyelik içerikler diyarı. Instagram’ı her açtığınızda sayfanız yenileniyor ve önünüze başka birinin paylaşımı düşüyor, Facebook’a her girdiğinizde farklı kişilerin oluşturduğu farklı içeriklerle karşılaşıyorsunuz. Herhangi bir sosyal medya mecrasında gezinirken markaların sayısız sponsorlu içerikleriyle başbaşasınız . Bundan 10 yıl önce yapılan konferanslarda ve düzenlenen ödül törenlerinde içeriğin ne kadar önemli olduğu her defasında anlatılmıştı. Günümüze baktığımızda ise, o zaman anlatılan ve sıklıkla vurgulanan içerik olgusunun bugün tam da bahsedildiği şekilde yükseldiğini görüyoruz.

Bu ne demek biliyor musunuz? Kullanıcılar açısından şu şekilde açıklayalım: içerikleri okuyor, inceliyor, hatta aldığımız kararları bu içerikler doğrultusunda hayatımıza sokuyoruz. Sonuç olarak kullanıcı kimliğimizle sadece bakmakla kalmıyor, illa ki dikkatimizi çeken alanlara dokunuyoruz. Markalar açısından da şu şekilde açıklayalım: hedef kitleniz sizi görüyor, dinliyor, sizin hakkınızda bir fikir sahibi oluyor ve sosyal medya üzerinden markanız ile iletişime geçerek etkileşimde bulunuyor.  

Biraz da istatistiklere göz gezdirelim. Yalnızca InstagramFacebook ve Twitter’ı baz alırsak, ülkemizde 37 milyon kişi Facebook hesabını aktif bir şekilde kullanıyor. Instagram ise 38 milyon kullanıcıyı aşmış durumda. Twitter 12 milyon kullanıcıya sahip. Herhangi bir marka hedef kitlesinin nerede olduğunu merak ediyorsa, rahatlıkla 2020 yılının ilk çeyreğinde elimize ulaşan kullanıcı rakamlarına göz gezdirebilir.     

Tüm bunları anlatmamın sebebi ise verilen içeriklerin öneminin hala tam olarak anlaşılmamış olması. Sosyal medyamecraları özellikle markalar için altın değerinde! Çünkü hedef kitlesi her daim sosyal medya mecralarında… Bu bilgilere tekrar baktığımızda ve markalar özelinde değerlendirildiğinde sizce de sosyal medya biraz hoyrat kullanılmıyor mu? 

Belirli aralıklarla yapılan paylaşımlar, özel gün kutlamaları, taziye mesajları, ürün bilgilendirmeler, hikaye paylaşımları vb. içerik aracıları pek çok firma tarafından standart bakış açısından çıkılarak yeniden değerlendirilmeli. Eğer markanın söyleyecek bir sözü varsa, bunu marka konumuna uygun şekilde dillendirmeli. Eğer söz konusu marka hala sosyal medyanın ve teknolojilerin değişimine direnç gösteriyorsa, bu tutumunu derhal terk edip, yenilenen dijital dünyaya ayak uydurabilmeli. 

Makalenin başlığında da yer aldığı gibi eğer markanın söyleyecek bir sözü yoksa, sırf sosyal medya mecralarında var olmak adına içerik üretmemeli çünkü değerli olmayan hiçbir içerik, hedef kitlesi tarafından tüketilmeyecek. Eğer hedef kitlesine uygun değilse sırf var olmak adına her sosyal medya mecrasında yer alma sevdasından vazgeçerek verim elde etme yoluna gitmeli.

İçerik üreticiliği günden güne gelişiyor ve genişliyor. Youtube televizyonun yerini almak üzere, Netflix neredeyse apayrı bir TV kanalı olacak şekilde özerkliğini ilan edecek konumda, podcast son dönemlerin en popüler içerik aracı, Story paylaşımları ve Snapchat’de de durum aynı şekilde… Ancak markalar ne yazık ki hala Instagram’a ve Facebook’a daha fazla içerik üretme çabasına devam ediyorlar.    

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.